SOHBETLER (4)1904

 

 

1320 Senesi Ramazan Bayram'ında ihlâs'adair neşrettiği "Kudsi Sözlerin Cevherleri" arasında buyurdu ki: Hadis-i Kudsi'de "evliyam Benim örtümün altındadır. Benden başkası onları bilmez" buyurulmuştur. Kitaplarda da yazar ki "evliyayı Allah'tan başka kimse bilmez. Ancak ihlâsı olanlar bilir. İhlâsı Yüce Allah ihsan eder. İhlâs sahibi olanlar, velileri Yüce Allah'ın ihsan ettiği ihlâs ile bildiği için; neticede Allah'ın veli kullarını gene Yüce Allah bilmiş olur.

 

PİRİ SÂMÎ (k.s.) HAZRETLERİ BUYURDU Kİ;

 

"Hafız Şirazî buyurmuştur ki: "Huzuru tefsir etmek istersen şu iki harf iledir: Dostlara lütufla. düşmanlara da iyi geçinmek, yüzlerine gülmektir (mudara). İnanan insanın dostu Yüce Allah'tır. Yüce Yaratanın lütfunu daima unutmayasın! Bırakma ki tek bir nefesin gaflet ile geçsin. Hak Teâlâ Hazretleri buyurmuştur ki; "Sabah-akşam Rablerine dua edenlerle birlikte nefsini sabra alıştır." Yani kulluk makamında sabit olup akşam ve sabah Rablerini çağıranlar ile sabret.

 

Müridin vazifesi edeptir. Tarikata giren bir kişinin vazifesi Rabbini akşamdan sabaha çağıran, dua eden adamla birlikte çağırmaktır. Müridin düşüncesi bu olmalıdır. Müridlerin bir vazifesi de şeyhine hürmeti görev bilmek, yani lâyık veçhile saygı göstermektir. Şeyhe hürmeti görev bilmekle sakın zannetme ve hiç kalbine gelmesin ki, "Ona bir faydam oluyor." O hürmetin bana zararı vardır.

 

Ama ne çare ki, senin kârın için biz o zararı çektik. O hürmet şeyhe değil, sanadır. Şah-i Nakşibendi Hazretleri buyurmuştur ki: Biz kendimizi büyüklük makamına koyduk ki, siz küçüklük edip büyük olasınız.

 

Müridin bir vazifesi de, dünyanın muhabbetini kalbinden çıkarmaya çalışmaktır. Dünyanm muhabbeti akşam ve sabah Rabbini çağıran kişilerle sabretmeye engeldir. Dünya sevgisi Yüce Yaratanı çağırmaya, ona dua etmeye engeldir. Ne var ki dünyanın kendisi değildir engel olan; dünyanın zenginliklerine olan muhabbeti engeldir. İstenen odur ki, gönülde dünya sevgisi olmasın. Müridin vazifesi de, Hz. Muhammed'in şeriatı (yani İslâm Dini) ile amel etmeyi görev bilmek ve şeriata özenle sarılmaktır.

 

Müridin bir vazifesi de kardeşlerine hizmet etmektir. Meşayihe (tarikat büyüklerine) hürmet etmeyi görev bilmek ve iman kardeşlerine hizmet etmek ve dünyanın muhabbetini içinden çıkarmak; bir de İslâm Dini ile (Şeriat-i Muhammediye) amel etmeye bağlı olmak müridin vazifesidir. Bu dört şeyin bir kişide bir arada bulunması, o kişinin kemâle ermişlerden olduğunu gösterir.

 

Teveccühte bulunmanın edebleriyle ilgili buyurdu ki: Mürid teveccühte kalbini yumurta şeklinde; kötü ahlâklar ile yaralı, siyah ve paslı olduğu halde bir dilenci çanağı içinde; mürşidin yüzünden gelen nura gark olduğunu farz edip sessiz durmalıdır. Mürşidinin, mübarek isimlerini okuduğu her velinin isminden kalbine bir nur doğduğunu düşünmelidir. Mürşid halkadaki her ihvana (kardeşe) yöneldiğinde, dilenci çanağı içinde farz ettiği yumurtaya benzettiği yaralı ve paslı kalbini; feyz talebiyle bir dilenci gibi, mürşid mübarek nefeslerine karşı tutarak, halkada mürşidin yanında gezdiriyor diye düşünsün. Ve mürşidin mübarek elini Resulullah (s.a.v.) Efendimizin mübarek eli ve nefesini de Hz. İsa aleyhisselâm'ın nefesi makamında şifa verici ve nur bilip, vücudunu ve kalbini mürşidin nefesi önüne götürmelidir. Ve nefes aldıkça kalbinin sağ ve nurlanmış olduğunu tasavvur eder.