SOHBETLER (3)1903
Bizim Piri Tahi (k.s.) buyurdular ki; "Şeyhler tebliğcidirler. Adeta cansızmışçasına Allah'ın hükümlerini tebliğ ederler. Başlarına konan kuşu ürkütmezler." (Yazarın notu: Burada benim hakir ve yazmaktan aciz kalan kalemimin, izah ve tercümede oldukça yetersiz kaldığı ince bir mana vardır. Hayret verici düğümün çözülmesine gerçi yeterli görülmezse de, o düğümü çözmekteki uğraşmak aşkı, fiili hataları perde çeker ümidiyle, şunu tatlılıkla anlatmak isterim; Büyük Meşayih Hazretleri -Allah (c.c.) onların sırlarını kudsi kılsın kendilerinin temiz nefeslerinden teberrüklenmek (uğur almak) için etraflarını saran her mümin ve muvahhidi (Allah'a (c.c.) şirk koşmayıp, bir bileni); dağlar kadar olan günahları ile beraber güvenli, bahtiyar huzurlarına, gayet hoş karşılayarak ala gelmişlerdir).
Şeyhler tebliğci oldukları için, daima insanlara lütuf ve tatlılıkla ve yumuşak sözle; yani mülayemet ve letafetle Allah (c.c.)'in hükümlerini tebliğ ederler. Yumuşak söz insanı çeker. Karşıdaki ne kadar inatçı bir adam da olsa, latiften letafet cezbeder. Ne kadar insafsız olsa, insaflı hale gelir. Hakkı teslim eder. İnsanın damarına basmamalı; damarına bastıkça dikleşir. Ruhun haz edeceği ile sözü idare edip, nefsi kabartacak harekete başvurmaktan kaçınmak en gerekli şeydir. Alışkanlık kazandığı nefsanî zevk ve lezzetlere sed çekip; birdenbire kişiye yokuşu göstermemelidir. Zira, Haç'a ve kiliseye söven Allah'ın (c.c.) ve caminin kıymetini; Haç'a buğzeden şeriatın kadrini bilmez. (Yazarın notu: Namusun kadrini bilenler ve namusu olanlar, edep ve terbiye gereğince namus aleyhinde lakırdı söylemezler ve bu gibi sözleri söylemek ve dilemekten haya ederler).
Piri Tahi (k.s.) buyururlardı ki: Yumuşak, sözlü olmakta parlak sırlar ve gizli hikmetler vardır. Cenâb-i Allah (c.c), Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun'u (Allah'ın (c.c.) salatı Peygamberimize ve ikisine olsun) Firavun'un üzerine gönderdiği vakit onlara "Firavuna gidin. Çünkü o, iyice azdı.
Ona tatlı dille konuşun. Belki o, aklını başına alır veya korkar" diye ferman buyurdu. Yani kavl-i leyin ile; tatlı söz ile muamele ve fikir alışverişinde bulunmalarına, ilâhî emir şerifle sadır oldu. Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. Tatlı sözden insan aşk ve muhabbet alır. Aşk ve muhabbetle gönül yapılır. Yüce Allah viran kalplerin çarçabuk tamirine bakar; bırakmaz ki kalbi kırılsın, derhal yapar. Hemen ondan bir ışıkhk (bir nur) meydana gelir.
Peygamberimizin (s.a.v.)
Yüce Miracı'nın hikâyesinde Hz. Cebrail (a.s) ilâhî emirle Miraç gecesinde
Sidre-i Münteha'ya eriştikleri zaman, orası Cebrail (a.s.)'in durağı olduğundan
"Ya Resulullah! Benim hareket edebileceğim son nokta işte buraya kadardır.
Bundan öte daha bir adım atamam. Eğer atsam, baştan ayağa yanarım ey Ulu!"
dediğinde, Efendimizin (s.a.v.) coşup taşan sonsuz aşk ve muhabbetlerinden,
mübarek temiz sinelerinde yanmak korkusu ve onu ileriye götürecek Peygamberlik
iz'anı saikası dahi zail olmuştu. Zira iz'an alâmeti o anda mevcut olsaydı,
ateşten canını korumak tabiî bulunurdu. Aklın icabı budur ki, insanın helak
edecek şeylere gitmesini bırakmaz. Fakat muhabbet sevdası daha ileride...
Bırakmaz ki "ne olur ne olmaz" diye düşünsün. Hazret-i Resulullah (s.a.v.)
Efendimizin de Mahbubu'na (sevdiğine) yetişmekte artık hiçbir korku mübarek
gözlerine gözükmeyerek, maşuk'un yolunda canlarını kayıramadılar. O zaman "Ey
kardeşim Cebrail! Yanarsam yanayım" deyip, aşk ve muhabbete gark olmuş mübarek
vücutlarını ileriye atar atmaz, derhal Aşıkı Maşuka lâyık gören Cenâb-ı Erhamiir
Rahimin bir melek yaratarak "Ya melek! Hz. Muhammed (s.a.v.)Mn sabrı tükendi,
tut elinden!" buyurdu.