SOHBETLER (2)1912

 

 

Bu tarik (yol), muhabbet yoludur, muhabbeten Mevlâ'ya yol gider. Muhabbet her korkunç-dehşetli yerden insanı, göz kamaştırıcı şimşek gibi uçurur. Muhabbet safi nurdur; garaz ve menfaat ateşini söndürür, mahveder. Muhabbet ehli, yârinin peşinde dolaşır; ne için gelip gittiğini bilmez. Kişi Hatme'ye, teveccühe, sohbete gidip gelmeli ama bunlardan bir maksat ve menfaat beklememelidir. Sırf muhabbet sebebi ile gidip gelmelidir. Ne için gidip geldiğini de anlayamamalıdır. "Ben gidip geliyorum ama yine sevap (kazanmak) aklıma geliyor" dersen, o zaman kendini teraziye çek. Bak ki; "Şeyhimin emridir, tarikatımın amelidir" diye mi, yoksa sevap kazanmak kastiyle mi gelmektesin?

 

Bu da sununla tecrübe edildiğinde hangisi olduğu ortaya çıkar. Meselâ tarikatın amellerinden olan Hatm-i Hace veya "Hatme-i Hace" ve teveccüh ve sabah namazından sonra Yasin-i Şerif ve yatsı namazından sonra Tebareke Suresini okumak veya evvabin namazı kılmak, ikindi namazından sonra Amme Suresi okumak, teheccüt namazı kılmak, misvak kullanmak, beş vakit namazdan sonra onar adet Kelime-i Tevhid okumak... gibi Nakşibendîler'in devamlı yerine getirdikleri şeylerden birini terk etmeyi şeyhi emretmişse; eğer o emri yerine getirmeyi o hayırlı eli ifa etmekten daha yüce tutarsa ve cidden böyle bilirse; maksadının SEVAP kazanmak olmayıp RIZA olduğunu tahakkuk eder.

 

Muhabbetten insan belâ ve musibeti ne duyar, ne işitir. Hz. İbrahim "Allah'ın (c.c.) salatı Peygamberimize ve kendisine olsun" Efendimize, Nemrud'un ateşinin etkilemediği gibi ineğinin sütünden artırıp muhabbet şevki ile getiren kadına Nuh Tufanının etki edemediği gibi. Bu tarik (yol), hem muhabbet yolu, hem de tevazu ve meskenet yoludur. Tevazu sahibi olmayan muhabbetsiz olur. Eline bir kazanç geçmemesi, muhabbetsizliktendir. Öyle ise o kadar tevazu et ve kendini itten aşağı tut ki, Cenâb-i Allah'ın (c.c.) "Şüphesiz Biz, Ademoğlunu yücelttik" mealindeki ulu âyeti senin üzerine de okunmuş olsun. Eğer kendini itten üstün tutup ondan iyi bilirsen; mükerrem "yüceltilmiş, değerli" değilsin ve köpekten de aşağısın. "Kim tevazu sahibi olursa, Allah (c.c.) onu yüceltir. Kim de gururlu olursa; Allah onu alçaltır" manasındaki hadis-i şerifle sabit olur ki, "Biz, ademoğlunu yücelttik" mealindeki âyet-i kerimenin kapsamına tevazu ehli olanlar ve alçak gönüller dahil olur.

 

Ululanıp, gururlananlar dahil olmaz. Kibriyalık, yüce büyük Yaratıcı "Hâlık Teâlâ" Hazretlerinin sıfatı olup, büyüklük O'na mahsustur. Sen bir damla meniden yaratılmışsın. Neyine büyüklenip, gururlanıyorsun? Başın ağrısa ne yapacağını şaşırırsın, tedavisinden acizsin. Her şey muhabbet ile bulunur. Muhabbet ile yâre ulaşmak kolaylaşır. Tek bir şeyi sev de; o da ne olursa olsun. Bir ile bir bulunur; ikilikte bir bulunmaz. Bizim Pir Tahi (k.s.) Hazretleri çoğu zaman ferman buyururlardı ki; "Biri sev de, isterse o bir tezek olsun." AUah-u (c.c.) Teâlâ'yı "Göremez misin o kişiyi ki, kendi nevasını -nefsinin arzularını- kendine ilâh olarak alır" buyuruyor.

 

Onu görür, ona sarılır; sarılır... sarılır... Sonunda bir kâmil mürşidin temiz eteğinden tutar, temizlenir. Muhabbet vasıtasıyla o Kâmil Pir'in uğrunda, her cihetten fedakâr olarak yoluna baş kor; vefalı bir yâr olur. Hizmetine dayanır, hâli ile hâllenir, boyasına boyanır. İşte buna İŞAR ve İNSİBAĞ denir. İşte bu, Allah (c.c)'ın boyasıdır. Allah (c.c)'ın boyasından daha güzel kimin boyası "SİBGA" var? Bizler de O'na teslimiyetle kulluk edenlerdeniz" (Bakara Suresi 138).

 

Bundan daha güzel boya var mıdır ki, adam ona boyansın? Kişi ne mümkündür ki, kötülenmiş ahlâklardan kurtulsun. Ne vakit ki, SİBĞATALLAH (Allah (c.c.)'ın boyası) hükmünü giyer; o zaman yıkanır, temiz olur.