SOHBETLER (2)1912
HİKAYE:
Bir tüccar Hindistan'a tüccarlık için gidiyormuş. Evinden çıkacağı sırada çocuklardan her biri "bana bunu al-şunu al" diyerek birer şey ısmarladılar. Bir papağanı vardı ki, bunları kafesinden seyredip dinlerdi. Papağan başını kaldırdı, "Efendi, efendi! Hindistan'a vardığında ağaçların başında papağanlar vardır. Benden de onlara selâm söyle. Benim de siparişim budur, unutma ha!" dedi. Tüccar çıktı, gitti; döndü-dolaştı. Herkesin siparişlerini aldı. Gelirken ağaçların başında papağanları görünce aklına geldi ve "Ey papağanlar.
benim papağan size selâm söyledi" deyince, kuşların hepsi de aşağı döküldü; öldüler. Tüccar "Eyvah! Ben ne ettim. Keşke bu selâmı bunlara söylemeseydim. Bu kuşlar da ölmeseler idi" dedi. Yoluna devam edip evine döndüğünde, herkesin siparişlerini verirken, papağanı da '"Benim selâmımı ilettin mi?" dedi. Tüccar "Keşke senin o selamını söylemeseydim. Çünkü selâmını işitir işitmez hepsi de ağaçtan düştüler, öldüler" deyince, papağanı ağzını yumup, sesi burnundan gelerek "Ah" dedi; devrildi, kafesin içine cansız serildi, düştü. Tüccar kafesi açıp kuşu aldı; o yana çevirdi, bu yana çevirdi, bacağından çekti... Baktı ki fayda yoktur. Papağanı tuttu, çöplüğe attı. Birkaç dakika sonra papağan sıyrıldı, uçtu ve duvara kondu.
Tüccar hayret içinde bakıp dururken kuş "Efendi, efendi! Bunca yıldır ekmeğini, nimetini yedim, artık gideceğim. Fakat bu işin sırrını sana arz edeyim. Ağacın başındaki papağanlar ne diye sana işaret verdiler, ama sen anlamadın. Sen onlara selâmımı söyleyince anladılar ki ben esirim, bana insanoğlunun kafesinden kurtulmadıkça, kurtuluşun yok demişler ve kıyamete kadar bu esirliği çekesin, diye işaret etmişler" dedi ve "Allah'a (c.c.) ısmarladık" deyip uçtu; çıktı-gitti. Papağanın kulağı böyle, tüccarın kulağı da öyle anlamıştı.
Sakın sanma ki insansın; insan değilsin. Adam olduğunu sanma, bu sırra vakıf olmadan hayvansın. "Onlar hayvanlar gibidir, belki hayvanlardan da daha sapık, yollarını şaşırmışlardır. İşte onlar gafillerin ta kendileridir" (âyet meali).
Eğer sende o kalp, o göz, o kulak yok ise; ilâhî sırlardan gâfıl isen; hayvanlar gibi, belki de hayvanlardan da daha alçaksın. Pir Tagi (Tahi) (k.s.) Hazretleri "Tarikatımız (yolumuz) işar ve insibağ yoludur. Herkesten kendini alçak tut" buyururlardı.
Bir adam tarikatı çok büyük bildiğinden kendinde bir liyakat göremeyip, "tarikata girmeye lâyık değilim" der, tarikata gelip dahil olamaz imiş. Bunu Şah-ı Nakşibend (k.s.) Efendimiz Hazretlerine haber verirler. Şah-ı Nakşibend, bu kişiye gelsin der. Onun elinden tutar, götürür. Mübarek evlerinin üst basamak eşiğine gelince orada duran bir köpeği gösterip, "Bu köpek benim arkadaşımdır, onunla sohbet ederim. Otururum; bununla otururum. Kalkarım; bununla kalkarım. Söyleşirim; bununla söyleşirim" diye ferman buyurmalarıyla, o adam der ki; "Ben kendimi hayvan gibi gördüm. Madem ki bu bir köpek iken sohbet arkadaşındır, ben de sohbetine katılırım. Lütfen beni de, kavuşma (vuslat) nakşının gülsen yoluna kabul buyur" diyerek, bin minnettarlıkla mübarek eteklerini öpüp tarikata girdi.