SOHBETLER-(I)-1903
PİRİ SÂMÎ (k.s.)
HAZRETLERİ BUYURDU Kİ:
Şahı Nakşibendi (k.s.) buyurdular ki; "Bu yol ahlâk yoludur. Kötü ahlâkı değiştirip yerine iyi huylar koymak içindir." Mevlânâ Hazretleri Halit (k.s.) Efendimizin halifesi Süleyman Bağdadî (k.s.) Efendimiz Hazretleri (HADİKATÜN NEDİYYE = İYİLERİN BAHÇESİ) adındaki değerli kitabında şöyle der: "Bir inanan insana (mümine), namaz, zekât, oruç, hac ve kelime-i şahadet, farz-ı ayn (her kişinin kendisinin bizzat yerine getirmek zorunda olduğu farz) ise, Tarikat-Âliye'ye (Yüce Tarikata) girmek de tıpkı bunlar gibi farz-ı ayn'dır. Şu yönüyle farzı ayn'dır. Ki, tarikatla ahlâk değişikliği olur. Madem ki kötü ahlâkı iyi ahlâka çevirmek her insana farzdır. Başka bir suretle kötü ahlâkı tedavi etmek çaresi olmuyor. Onun çaresi ve ilâcı ancak tarikattır. Çünkü tarikat, kötülenmiş ahlâkı gidermek içindir. Kötü ahlâkı değiştirme farz olduğundan ötürü, Tarikat-i Aliye (Yüce Tarikata) girmenin de insan soyu üzerinde
farz-ı ayn
olduğunda artık kesinlikle şek ve şüpheye yer yoktur.
"TARİKAT-1 MUHAMMEDİYE'"de de yazıyor ki; "Yetmiş dokuz kötülenmiş ahlâk karşısında, yetmiş dokuz övülmüş ahlâk vardır.
Kötü ahlâkını iyi ahlâk ile değiştirmek herkesin boynuna farzdır. Nakşibendilerin Hatme-i Hace'lerinde okunan yetmiş dokuz kere "ELEM NEŞRAH LEKE..."; "Biz senin göğsünü (kalbini) açmadık mı?" ile başlayan İNŞİRAH Suresinin (Kur'an, 94) bu sırada okunması dahi, bu kötü ahlâklardan kurtulmak içindir. İnsan daima Hatme-i Hace'de bulunsa ve kendi hissesine dağılan taşlardan hiçbirisi düşmese dahi, o Hatme'nin hemen hepsini de kendisi okumuş gibi olur. Ne kadar velilerin ruhları var ise, hepsi de o halkada, o zikir meclisinde bir araya gelirler. ELEM NEŞRAH LEKE suresi, kötülenmiş ahlâklardan kurtulmak için okunduğu halde; tarikata girmek gibi Hatme-i Hâce'ye de devam etmenin ne mertebede olduğu, var sen bundan hareketle kıyas eyle.
Bir Hatm-i Hace'de, Şeriat'ın zahirine göre otuz üç Kur'an-i Kerim Hatmi okumanın sevabı vardır. Bu hatme'nin kapsadığı müjdeler, faziletler, seçkin özellikler ve batınî özellikleri de ayrıdır. Çünkü bu tarikat, Allah'ın (c.c.) isimlerine giden bir yoldur. Cenâb-i Allah'ın (c.c.) bin bir güzel isimlerine giden bir yoldur. Cenâb-i Allah'ın (c.c.) bin bir güzel isimlerine (Esmâ-i Hüsnâ) mukabil, Nakşibendilerin Hatm-i Hacesinde bin bir İhlâs-i Şerif suresi okunur. Üç adet İhlâs-i Şerifte bir Kur'an hatmi okumak kadar sevap olduğu Peygamberimizin (s.a.v.) Hadis-i Şerifi ile sabittir. Şu halde bin bir ihlas-i şerif suresinin okunmasında, üç yüz otuz üç (333) adet Kur'an Hatmi bulunduğu aşikârdır. Tarikatın 5 ana amellerinden olan işbu Hatm-i Hace'ye özgü mübarek sohbet, ileride ayrıntıları ile ayrıca açıklanacağından burada bu kadar ile yetinildi.
PİRİ SÂMÎ (k.s.)
HAZRETLERİ BUYURDU Kİ:
"Bu tarikatta oldukça önemli bir şey vardır ki, o da sehavettir, (cömertliktir). Cömertlikte bakınız ne büyük meziyetler vardır. Cömert olan kişide üç büyük fazilet mevcut olur: 1. Ehli teslim olur, 2. İhlâslı olur,
3. Tevekkül sahibi olur.Cömert kişinin cebinde kendi geçimine ayrılmış beş kuruştan fazla parası olmasa ve başka bir taraftan ümidi bulunmazsa; Yüce Yaratıcı olan Cenâb-i Allah'ın (c.c.) sonsuz ve sarsılmaz kuvvet sahibi, rızık verici olduğuna kesin inanarak ona teslimiyet getirip, eksiksiz bir tevekkül ile Allah'ın (c.c.) ona gaybî hazinesinden ihsanda bulunacağına güçlü ihlâsla inanırız; çıkarır o beş kuruşunu da isteyene verir.
Elindekini dağıtmak ve İŞAR (yani kendisi de ihtiyaç sahibi olduğu halde, Müslüman kardeşini nefsine tercih etmek), ona huy ve tabiat olur. Birisi bir şey istediğinde, isteyene istediğini verememezlik edemez. Sehavet (cömertlik) sıddıkların işidir. Bu yol sıddıklar yoludur. Yani Nakşibendî tarikatı kafilelerinin başı, Hazreti Ebubekir-is Sıddık (radıyallahü anh = Allah (c.c.) ondan razı olsun) Efendimiz olduğundan, O'nun Sancak-ı Şerifi altında gelen kimsenin de cömertlik sahibi olması gerekir. Kişi cömert değil ise sıddıklar yolunda değildir. Bu ince meseleye oldukça dikkat ve itina lâzımdır. Ma'şukun (âşık olunanın) her türlü hallere karşı peşinden yüz çevirmemeye azm ve sebat eden.
elbet bir gün olur
ki cemâli (güzelliği) keşfetmeye ve visal (kavuşma) lütfuna ermeye muvaffak
olur. Bu ise ancak bu noktaya özen göstermekle anlaşılabilir. Cömertliği arzu
etmenin delilleri vardır. Eğer bir yiyeceğin yarısını sabaha saklıyorsan cömert
değilsin. Deme ki, yarısını da bırakayım da yarın yiyeyim. Böyle dersen bu
cimrilik (bahillik) emâresidir. Bu durum tûl-i emel (yani, hiç ölmeyecekmiş gibi
dünyaya bitmeyen isteklerle bakmak) sonucunda olur. Tûl-i emel ise haramdır.
Yarınki rızkımı Allah (c.c.) yetiştirir. Bahillik de (cimrilik) inançsızlık var
denir. Cömertlikte Allah'a (c.c.) inanmak ve O'nun Rezzak-i Kerim (her varlığın
ve kulun rızkını cömertçe veren) olduğuna dayanmak vardır.