Nitekim İmam-ı Şafiî şöyle diyor: Dünya çürümüş bir leşten başka bir şey değildir. Ondan kurtuluş, ancak işlerin üzerindeki perdeyi kaldıracak hayırlı işler yapmakla mümkündür. En güzeli; dünyanın, ahiretin tarlası olduğunu açıklayan benim kitaplarıma bakarak ders ve ibret almanızdır. Evet dünya tarladır; dünya ahiretin tarlasıdır.

 

Şairin dediği gibi "Öyle bir güne hazırlan ki onda ölüm var; mutlaka sen de öleceksin. Artık hayırlara koşuştur. Kimler hayırlara koşuşturacak?"
 

Dünyayı ahiret tarlası kılmak, ancak Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın dinine uymakla olur. Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Ey Habibim! De ki: Şayet Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da (c.c.) sizleri sevsin." Gene Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Peygamberin size getirdiklerini alın, sizi sakındırdığı şeylerden de sakının!"
 

Hazreti Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) Şeriatına (dinine) uymak da üç şeyle olur: İlim, amel ve ihlas.. İlim; ehl-i Sünnet ve'1-Cemaat'in rehberleri ve bilginlerinin görüşleri ışığında iman ve akidedir. Amel; fıkıh alimlerini derleyip geliştirdiği şer" i hükümlerle amel ederek bunu ispat etmektir. İhlâs ise; bilhassa bu zamanda ancak tasavvuf ehlinin tarikatlarına girip yol alarak mümkün olur.

 

Bu tarikatların (yolların) içinden en yücesi, en iyi örneği ve en yakını ise bu Yüce Nakşibendi Tarikatıdır. (Allah bu tarikatın yüce rehberlerinin sırlarını aziz etsin); onları sevenlerin kalplerini nuriandırsın: onların çocuklarına lâyık olan marifet nurlarını saçsınlar ve keremiyle, fazlıyla onların bereketlerinden bunları feyizlendirsinler).

 

Buna nasıl hayır denebilir ki, bu tarikat AZİMET (dine kesin bağlılık) ve doğru hadisler üzerine kurulmuştur. Çünkü tarikat uluları şöyle demişlerdir: "Bizim tarikatımız, ASHAB-I KİRAM'ın (r.a.) yollarının aynıdır.

 

Sahabeler zamanında olduğu gibi, bizim tarikatımızda da insanlara açıklamak (açık zikir) yoktur; insanlara duyurmak yoktur raksetmek yoktur; kırk gün çile mecburiyeti yoktur. Bu tarikatın temel özelliklerinden biri sonun, başlangıca dercedilmiş olmasıdır. Yani kabiliyetlerine göre, tarikata yeni başlayanlarda, sana ulaşmış olanlar için meydana gelen şeyler (manevî gelişmeler) meydana gelir.
 

Tarikatın başlangıcı ŞUHUD (inanılanları görmek) sonuncu da GAYBET (kendi benliğinden geçmek)'tir. Bu tarikatlara kul, kulluk sıfatlarını en iyi hale getiren bir kul olur. "FETH-ÜL MÜBİN" adlı eserde "Muhammed'in (s.a.v.), Allah'ın (c.c.) kulu ve Resulü olduğuna şahadet ederim" mealindeki KELİME-İ ŞAHADET'in bu kısmı izah edilirken şöyle denmiştir:
 

Kulluk, risaletten (peygamberlikten) önce geliyor. Ahmed EL-GAZALİ de irşad ettiği şu beyit ile metihte bulunmuştur. Onun sevgisi karşısında çekiştirmeler bana hafif gelir;
 

Düşmanların "o hafif-meşrebtir, iffetsizdir" sözleri de.. Adımla çağrıldığımda hummaya yakalanırım: "Onun kulu" diye çağrıldığımda da, baş üstüne derim.
 

Şöyle ki, ben bu beyitten şurayı iktibas ediyorum: İsimler arasında seçilmiş olanı, ABDULLAH (Allah'ın kulu) ismidir.