PİRİ SÂMÎ (k.s.) HAZRETLERİ MÜRŞİDİ ABDURRAHMANI TAHİ (k.s.) HAZRETLERİNİ
ANLATIYOR
Piri Sâmî (k.s.) Hazretleri'nin
mürşidi ilim hocası Abdurrahmanı Tahi (k.s.) Hazretleri 1247 tarihinde Şirvan
köyünde dünyaya teşrif buyurmuşlardır. Küçük yaşında Kur'an okumaya başlayan
Tahi (k.s.) Hazretleri 1886 yılında Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Dergâhında
büyük İslâm âlimlerinin yetiştiği Tahi (k.s.) Hazretleri günümüzde bile
düşüncelerini, (İkillerini yetiştirdiği gönül adamlarıyla aktarmaya devam
çimektedir. Piri Sâmî (k.s.) Hazretleri sohbetlerinde şeyhi, Tahi (k.s.)
Hazretleri'nden sıkça bahsetmektedir.
PİRİ SÂMÎ (k.s.) HAZRETLERİ BUYURDU
Kİ;
"Abdurrahmanı Tahi (k.s.) Hazretleri
Hınıs'ta büyük bir nehir üzerine köprü yaptırıyordu. Benim tarikata canu
gönülden ((irdiğimin başlangıcında ziyaretine gelen müridler ellerinde birer
deste taze çiçeği getirip takdim ediyorlardı. Çiçekleri aldıkça onları kuşağına
sokardı. Tahi (k.s.) Hazretleri buyurdu ki; "Ahmak çiçeği başında, dilber çiçeği
elinde, âşık çiçeği kuşağında taşır. Biz de âşıklık yolunda bulunuyoruz. Onun
için V'içeği kuşağıma soktum."
Tahi (k.s.) Hazretlerinin
müridlerinden Sofi Halit adında biri nehrin kenarında cezbe ve muhabbete gelerek
demiş ki:"Efendim o kadar büyüksünüz ki eğer dilerseniz şu iki dağı birbirine
kavuşturursunuz." Tahi (k.s.) Hazretleri tebessümle buyurmuş ki; "Sen benim öyle
bir kerametimi gördün mü?"
"Efendim görmedim, görmüş gibi
inandım." Mürid böyle deyince Tahi (k.s.) Hazretleri orda bulunanlardan birine
işaretle adamı nehre atmasını bildirmiş. O da emir gereğince müridi nehre atmış.
O coşkun nehir içinde dala çıka bir müddet gitmiş, sonra da selametle karaya
çıkmış. Müridlere doğru koşarak gördüm, inandım, demiş. Orda bulunanlar "Neyi
gördün, inandın?" diye sormuşlar demiş ki; "Tahi (k.s.) Hazretleri elimden
tuttuğundan çıkardı, boğulmadım."
PİRİ SÂMÎ HAZRETLERİ BUYURDU Kİ;
"Bir gün Abdurrahmanı Tahi (k.s.)
Hazretlerimin sohbet meclisinde zâtına bir şeker hediye ettiler. Tahi (k.s.)
Hazretleri buyurdu ki; "Hazır olanlara bölüştürün." Şekeri bir taş ile kırıp
bölüştürdüler. Kendisi de o taşın üzerine yapışmış olan şekerin tozundan bir
parça alarak yedikten sonra buyurdu ki; "Hey hey şekerin de tadı kalmamış,
toprak gibi tatsız." Orda bulunanlardan ve sözün maksadını anlayan birisi dedi
ki; "Evet efendim evvelki şekerlerin tadı şimdiki şekerlerde yoktur." Mübarek
zatın sözüne gülümsedi.
PİRİ SÂMÎ (k.s.) HAZRETLERİ BUYURDU
Kİ;
"Bir gün yine Tahi (k.s.)
Hazretleri?nin dergâhında mübarek sohbetlerini dinliyorduk. Tahi (k.s.)
Hazretleri buyurdu ki; "Gelin gelin dünyaya tövbe edin gaddardır, çok hilakârdır
dünya, leştir dünya ondan sakının ki muhabbetullah sermayesini elinden alır.
Muhabbetullah (Allah aşkı, sevgisi) fiiliden gidenler müflis kalır."
"Halifelerinden biri kalkıp mübarek
eline yapıştı ve dedi ki; "Efendim dünyayı nasıl terk edeyim emret, şimdi terk
edeyim." Bunun üzerine Tahi (k.s.) Hazretleri buyurdu ki; "Vay vııy cebi olan ve
cebinde kesesi olup içinde para bulunanların dünyayı terk etmesi nasıl olur?
Dünyayı terk eden benim gibi olur. Senelerdir bu kadar şey gelir gider benim
hiçbirinden haberim olmaz. Dünyayı terk etmek, dünyanın bir oyalama, oyun,
insanlar arası gururlanma ve çoğalma olduğunu bilerek inanmak ve çocuk oyuncağı
gibi olup kalbin ilgisi ve muhabbeti taşıyacak bir şey olmadığına inanç
getirmekle, ona göre tavır almaktır."
PİRİ SÂMÎ (k.s.) HAZRETLERİ BUYURDU
Kİ;
"Bir gün Tahi (k.s.) Hazretleri'ne
bir entari hediye ettiler, üzerine giydi, cebinde bir şişe gül yağı varmış,
nasıl olmuşsa şişe kırılmış, içindeki o yağ entariye sirayet etmiş. Kimse
farkında değil. Yanında bulunan müridleri dediler ki; "Efendim sizden ne güzel
kokular geliyor. Tahi (k.s.) Hazretleri buyurdu ki; "Hangi koku? Şu benim
entarimin cebine yağ dökülmüş, ama ben hiç kokusunu alamıyorum."
PİRİ SÂMÎ (k.s.) HAZRETLERİ BUYURDU
Kİ;
"Bir gün Bitlis vilâyeti hakimi Tahi (k.s.) Hazretlerinin ziyaretine geldi, dedi ki; "Şeyh Efendi ben ilmimle hükmettim ki Yüce Allah (c.c.) seni seviyor Tahi (k.s.) Hazretleri buyurdu ki;
"Ben de senin hükmünü elimde delil
olarak tutmak isterim. Yarın kıyamet gününde beni kendisini sevenler, topluluğu
içinde hasretmezse, dava eder ve derim ki; "Ya Rab! Bitlis hakimi benim seni
sevdiğime hükmetti, beni muhibler (zatını sevenler) topluluğu içinde hasret."
Bitlis hakimi şöyle dedi; "Ben de
Allah (c.c.)'ın Yüce Habibi'nin, yani Hazreti Mııhammed (s.a.v.) efendimizin şu
mübarek sözlerini kendime delil kılarım: Allah (c.c.) buyurmuş ki; "Cenâb-ı Hak
bir kulunu severse Cebrail (a.s.) ki; "O da o kul için meleklere "onu sevin"
der, bütün melekler o kulu severler. O sevgi dünya işlerini yönetmek için dünya
semasına inen meleklerden insanlara aksetmekle, insanlar da kulu severler."
PİRİ SAMİ (k.s.) HAZRETLERİ BUYURDU
Kİ;
Sohbette müridlerden biri Tahi (k.s.)
Hazretleri'ne sordular; "Efendim ilâhî feyizler ki büyük kutba gelip ondan
bölüştürülür. Bu bölüştürmeden herkes hissedar olur mu?" Tahi (k.s.) Hazretleri
buyurdu ki; "Ondan yalnız iki grup mahrumdur:
Biri, dünyaya bağlılık, yani Allah (c.c.)'tan gayrisine muhabbet suretleriyle gönlü dolu olanlardır, biri de en başta kendi canı, egosu ve muhabbet ve irfanların sevgisinin suretleriyle (görüntüleriyle) gönlü dolu olanlardır. Zira şeriatta suret (resim-fotoğraf) bulunan eve meleklerin girmeyeceği açıklanmıştır. Allah (c.c.)'tan gayri şeylere muhabbet görüntüleriyle dolmuş olan gönül hanesi dahi, ilâhî feyizlerin girmesinden mahrumdur. "Lâyık mı ki Kabe'ye puthane desinler."
Tahi (k.s.) Hazretleri bir gün
halifelerine sordu ki; "Menim hakkımda ne düşünürsünüz?" Halifelerden biri "KUTB-UL
AKTAB (kutupların kutbu) deriz. Tahi (k.s.) Hazretleri buyurdu ki; "Kutb olmam
ihtimaldendir. Ama KUTB-UL AKTAB olduğumu kendim biliyorum, olur ki, < cenâb-i
Hak Kutbul AKTAB'dan gelen feyizleri ve nurları benim vasıtamla sizlere ihsan
eder ve böylece sizleri leyizlendirir."
Bir sohbetlerinde Tahi (k.s.) Hazretleri buyurdu ki; "Bu yüce tarikatta bizim hizmetimiz üç şey üzerinedir. Biri vefa, biri Hazreti Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) şeriatı ile amel etmek ve biri de kalbi Allah (c.c.) Teâlâ'dan başkasını sevmekten korumaktır."